Bülten

Epik ne okuyor? .bir

quuer-feminist-kitap-onerileri
Görsel: Harry Gruyaert

Yılın ilk yarısında gözden kaçırmış olabileceğiniz üç roman

Özel olduğunu düşündüğüm kitapları ya da yazarları yakaladığım zaman hem kendi adıma mutlu oluyorum hem de onları daha fazla kişiyle tanıştırmak için engellenemez bir istek duyuyorum. Bu sebepten 2018’in benim için en heyecan verici kitaplarından üç tanesiyle başlıyorum bültene. İkisi queer-feminist hikâyeler. Lidia Yuknavitch’ten Dünyanın Sonundayız ve Jessica Schiefauer’dan Oğlanlar. Diğeri ise daha önce Twitter’dan da bu seneye “daha çok kadın yazar okuyayım” diye başlayan bir sürü kişi olduğunu gördüğümden özellikle tavsiye etmek istediğim Alman yazar ve illüstratör Unica Zürn’den Yasemin Adam.

Queer-feminist bir distopya: Dünyanın Sonundayız

Lidia Yuknavitch’in Türkçedeki ilk kitabı Dora: Freud’a Kafa Tutan Kız (Çev. Kıvanç Güney, 2014), yayımlandığı yıl beni en çok heyecanlandıran romanlardan biri olmuştu. 21’inci yüzyılda Freud’dan kadınların, özellikle eşcinsel kadınların tatlı tatlı intikamını alan bir kitaptı bu. Genç yetişkin (Young Adult) diyebileceğimiz türdeki Dora’yı Dünyanın Sonundayız’dan daha çok sevmiştim açıkçası. Yuknavitch’in toplumsal cinsiyet ya da heteronormativiteyle derdi daha da artmış belli ki bu geçen zamanda ve bu diline de yansımış. Dora’daki rahat dilin yerini bu kez daha çok düşünülmüş cümleler almış. Biz Yuknavitch’i o rahatlığıyla da çok sevmiştik oysa. Ama bu hikâyenin de ayrı bir yeri oldu bende. Dünyanın Sonundayız, distopik bir roman. Dünyanın tüm doğal kaynakları tükenmiş, artık yeni çocuklar dünyaya gelmiyor, nesli devam ettirmek mümkün değil. Böyle bir dünyada yaşamı yeniden yeşillendirebilecek ve geriye kalan bir avuç insanın başındaki diktatörü alt edebilecek dört kişi olduğunu düşünün: Bir kadın, bir queer, bir lezbiyen ve onun aşık olduğu kadın. Bu dörtlüyle merakınızı yeterince çektiysem ve siz de dünyayı kurtaran kıllı, kaslı erkeklerden bıktıysanız Dünyanın Sonundayız’a mutlaka bir göz atmanız gerek. Kitabın bir diğer artısı ise senelerdir çevirilerini keyifle takip ettiğim Tülin Er’in tertemiz, mis gibi Türkçe çevirisiyle okumuş olmamız.

Nordik sevenlere: Oğlanlar

İsveçli queer feminist yazar Jessica Schiefauer benim için bu yılın en güzel sürprizlerinden oldu. Kendisiyle Türkiye’ye geldiğinde tanışma ve söyleşi yapma fırsatı da buldum. Söyleşi bittikten sonra dakikalarca dünyada yükselen sağ popülist politikalar ve bunun karşısında feminizmin olanakları üzerine de konuştuk, özellikle #MeToo hareketinin İsveç’teki etkilerine dair söyledikleri benim için çok yeni ve heyecan vericiydi.

Gülünya Yayınları’ndan Ali Arda çevirisiyle yayımlanan Oğlanlar’ı iş için çıktığım bir seyahat sırasında iki günde okudum. Okudum derken kitabı âdeta bir lokmada yuttum. İsveç’te küçük bir şehirde yaşayan üç kız arkadaş, bir bitkinin özünden içtikleri damlalarla oğlana dönüştüklerini keşfeder ve bu keşif sonrası ikili bir hayat başlar onlar için. Toplumsal cinsiyet ve cinsiyetçilik meselelerinin karnına yumruklar indiren bir kitap Oğlanlar, aşkın ya da arzunun bir cinsiyetinin olacağı yanılgısına da. Bir solukta okuyacaksınız ve etkisinden bir süre çıkamayacaksınız klişesinin, bu klişeden bağımsız gerçek karşılığı. Kitap filme de uyarlanmış, ama aramızda kalsın yazarı uyarlamadan pek tatmin olmadığını söyledi bana söyleşi sırasında, o yüzden kitabı okumadan filmi izlemek gibi büyük bir günaha girmezsiniz diye umuyorum.

Zürn’ün Türkçede ikinci kitabı: Yasemin Adam

Seneler önce Kadir Has Üniversitesi’nin düzenlediği Tezer Özlü sempozyumunda Hilmi Tezgör’ün iki yazarı karşılaştırmalı olarak okumasıyla tanıştığım bir yazar Unica Zürn. Türkçedeki ilk kitabı sempozyum sonrası Encore Yayınları etiketiyle okurla buluştu: Kara Bahar (Çev. Osman Çakmakçı, 2014). On iki yaşında intihar edene kadar bebekliğinden, çocukluğuna bir kız çocuğunun cinselliği, cinsiyet belasını keşfinin karanlık bir hikâyesi Kara Bahar. Bu yılın başında yazarın otobiyografik Yasemin Adam’ının da Türkçede okunacak olması karşısında sevincimi sosyal medyadan da dile getirmiştim. Kitabın özensiz çevirisi ve kitaptaki maddi hatalar biraz keyfimi kaçırsa da Unica Zürn gibi çağının en ilgi çekici sanatçılarından birinin akıl hastalıklarıyla birlikte akan ve 54 yaşındaki intiharıyla son bulan yaşamından bu kadar sarsıcı bir hikâyeyi okuyabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum. Bu arada ilgisi olanlar için Zürn’ün çizimlerine de mutlaka göz atmalı, yazar hakkında elbette bu çizimler de yazdıkları gibi çok şey söylüyor. Bir de not, eğer Unica Zürn ile henüz tanışmadıysanız Yasemin Adam’ı okumadan önce hem daha derli toplu bir anlatı olmasından hem de daha vurucu bir başlangıç için daha iyi olacağını düşündüğümden yazarı okumaya Kara Bahar’la başlamanızı tavsiye edebilirim.

Queer belgeseller için bir site

just me

“Ailedeki tek eşcinsel benim herhalde” diye düşünen Teksaslı bir lezbiyenin aile geçmişinde onu bekleyen birtakım sürprizlerin hikâyesi. Just Me? İlk hafta yoğun bir kitap bombardımanıyla başladığım için artık yaz sıcağında makalelerle falan sizi yormayayım ama şöyle tatlı 21 dakikalık kısa belgesel bırakayım istedim.

Bu vesileyle geride bıraktığımız Onur Haftası’na da bir selam çakmış olayım, hem de sevgili arkadaşlarımın yıllardır büyük bir kararlılıkla sürdürdüğü projeden www.queerdocumentaries.com’dan haberi olmayanları da bu güzel siteyle tanıştırmış olayım.