Bülten

Epik ne okuyor? .iki

martin-parr-queer-feminist-kitaplar
Görsel: Martin Parr

Keşke daha çok kişi okusa dediğim kitaplarda bu kez iki “garip” öykü kitabı önerim olacak. Bunlardan biri İsveçli yazar Karin Tidbeck’in Zeplin’i. Bu kitabı muhtelif mecralarda çok kez tavsiye ettim ama kendisine bültende de yer vermesem olmazdı çünkü aradan dört yıl geçti hâlâ ara ara bakıp “ne öykülerdi ama” diyorum. İkinci önerim ise Roberto Bolaño’dan Katil Orospular. Birbiriyle çok alakasız gibi görünse de bu iki kitabı bir arada ele almamın sebebiyse bittikten sonra bende bıraktıkları duygunun benzerliği. İki öykü kitabı da yazarların gerçeklik zeminini kayganlaştırmasıyla okurun aklıyla oynuyor. Kısaca iki kitaptaki her öyküden sonra biraz “ne okudum ben şimdi” diyerek bir parça aptala dönebilirsiniz.

“Karin Tidbeck’in hayal gücü hiçbir sınıfa girmiyor”

Zeplin’i yayımlandığı 2014 yılında okumaya karar vermem Ursula K. Le Guin’in tavsiyesiyle oldu. Elbette sevgili Le Guin bana birebir tavsiyede bulunmadı ama kitabın tanıtım metninde yazarın şu sözleri yer alıyordu: “Belirgin bir şekilde Kuzeyli oluşunu saymazsak Karin Tidbeck’in hayal gücü hiçbir sınıfa girmiyor -usul usul, zekice, anlatılamayacak kadar tuhaf… Ve çeşitli. Ve tedirgin edici. Ve eğlenceli. Ve gizemli biçimde dokunaklı. Bunlar şahane hikayeler.” Gerçekten de daha önce böyle hikâyeler okumamıştım. Tidbeck’in rahatsız edici zihni karşısında oldukça afalladım. Daha sonra tekrar tekrar döndüğüm ve çok kişiye tavsiye ettiğim bir kitaba dönüştü Zeplin. Rahatsız edici tanımlamasını bilerek seçtim, bunu olumsuz bir yerden söylemediğimi anlamışsınızdır ama kitabı okumaya başlayıp daha ilk öyküde biri zepline diğeri buhar makinesine aşık olan iki kişiyle karşılaşınca ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Bu arada Tidbeck hakkında ilginç bir bilgi, kendi blogunda yazarken dinlediği müzikler arasında Yavuz Bingöl ve Tarkan da olduğunu söylüyor. Bu bilgiyle ne yapacağız şimdi dediğinizi duyar gibiyim, ben de bilmiyorum açıkçası. Bir de zamanında kendisiyle IAN Edebiyat için yaptığımız söyleşide “Nordik olmak ne anlama geliyor” dediğimde bana verdiği cevabı da anmadan geçemeyeceğim. Özetle “Danimarkalı, Norveçli ya da Finlandiyalı biriyle elbette birçok ortak özelliğimiz var ama bu Nordik tanımının bütün avrupalıları aynı görmekten bir farkı yok” demişti. Ne diyebilirim o kadar haklı ki.

Dexter’ın önerisi: Katil Orospular

Bu kitabı da bana zamanında Dexter tavsiye etmişti. Evet, dizi karakteri olan Dexter 🙂 2011 yılı falandı, rüyamda sevgili Dexter yani Michael C. Hall ile birtakım işlerin peşindeyiz, bana dönüp mutlaka okumalısın diyerek “Katil Fahişeler” diye bir kitap hediye ediyordu. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra da o zaman aldığım edebiyat dergilerinden birinde Katil Orospular kitabının (O zaman Metis’ten çıkıyordu) reklamını ya da hakkında yazılmış bir tanıtım yazısını gördüğümü hatırlıyorum. Roberto Bolaño bizde o kadar olmasa da tüm dünyada Latin Amerika Edebiyatı deyince akla ilk gelenlerden. Seveni çok, sahip olduğu ünü sonuna kadar hak eden bir hikâye anlatıcısı. Tüm fantastikliğine rağmen bu hikâyelerin hepsi yaşandı hatta çoğunu ben yaşadım da yazdım dese bile inanabilirsiniz gibi. Gerçeklik algınızla oynamakta öyle başarılı bir yazar. Kitaptaki hikâyelerden biri şöyle başlıyor örneğin: “Bir iyi bir de kötü haberim var. İyi haber: Ölümden sonra hayat (ya da benzer bir şey) var. Kötü haber: Jean-Claude Villeneuve bir ölüsevici.” Sonra da başlıyoruz bir hayaletin öyküsünü dinlemeye. Büyü yapan futbolcular, -adı üstünde- katil orospular ve daha bir sürü “garip” karakter ve hikâye var Katil Orospular’da.

Bir dönemin toplumsal eşitleyicisi Sümerbank

sümerbank

Bu hafta Manifold’da okuduğum ve “hey gidi günler diye iç geçirdiğim” bir yazıyı da sizinle paylaşmak istiyorum: Bir dönemin toplumsal eşitleyicisi Sümerbank. Amacım geçmiş günler güzellemesi yapmak değil ama hafıza tazelemek için bu yazı iyi bir fırsat gibi geldi. Muhtemelen bültene üye olanlar arasında “Sümerbank da ne ola ki” diyecek yaşta olanlar da var.

Yazıyı okuyunca aklıma Nezihe Meriç düştü ister istemez. Yazarın kızı Aslı Şengil Buico, kendisiyle yaptığımız söyleşide Sümerbank’ta kumaşların desenleri değişirken makineleri temizlemek için üst üste baskı yapınca ortaya çıkan “deli basma” denilen karışık desenli basmalardan bahsederek annesiyle bilgili şu sözleri aktarmıştı: “Mesela muhtemelen kimse bilmez, ‘deli basma’ kumaşlar vardı, onları üç kuruşa satarlardı, annem de hep böyle o deli basmalardan kendine bir şeyler diker, yakasına bir şeyler yapar, tığ işi yapar, bilmem ne yapar yeniden tasarlardı, her gören bayılıyordu.”