Bülten

Epik ne okuyor? .onbir

queer-feminizm

Hazır önümüzde bazılarımız için uzun bir tatil varken ben de fırsattan istifade daha fazla kitap ve yazı önermek istedim. Bir önceki bültende önerdiğim iki kitapla ilgili güzel geri dönüşler almak mutlu etti. Bu yüzden kaçıranlar ve bültene yeni üye olanlar için tekrar etmekte fayda var. Bu yıl iki önemli -aynı zamanda birbiriyle de arkadaş olan- yazarın kitapları arka arkaya Türkçeye çevrildi. Bunlardan biri Argonautlar (Maggie Nelson) diğeri ise Cehennem: Bir Şairin Romanı (Eileen Myles). İki kitap da otobiyografik olmakla birlikte Cehennem, yapısı ve dili itibariyle kurmacaya daha yakın. Umarım bu yıl Türkçede queer kitaplar okumak isteyenler bu iki kitabı gözden kaçırmazlar.

Küçük bir “tatil kitapları” listesi

queer tatil kitap onerileri

Tatil kitabı dediğimiz şey herkese göre farklılık gösteriyor şüphesiz. Klasikleri okumayı sevenler de var, belli bir yazarın külliyatına gömülmeyi ya da biraz daha “kolay okunur” kitapları tercih edenler de. Ben de önerilerimi bu yönde yapacağım. İçinde “tabii ki” okuduğunuz kendi türünde klasik sayılacak kitaplar da var. Ben tatilde okumuştum ve çok sevmiştim dediklerim de, yeni çıkanlar da.
 
İlk önerim daha önce ikinci bültende de uzun uzun söz ettiğim, benim geçen yaz tatil kitabı olarak okuyup çok sevdiğim, Roberto Bolaño’nun öykülerden oluşan kitabı Katil Orospular. Bana inanılmaz bir keyif vermişti bu öyküleri plajda okumak.
 
İkinci önerim ise uzun bir aradan sonra geçen aylarda tekrar okuduğum ve zamanında neden bu kadar etkilendiğimi bir kez daha anladığım James Baldwin’in en bilindik kitaplarından biri Giovanni’nin Odası. Kitabı çok eskiden okumuş olanlara bile bir kez daha okumalarını tavsiye edebilirim yeterince vaktiniz varsa. Baldwin bu romanında Amerikalı David ve İtalyan garson Giovanni’nin aşkını anlatmakla kalmıyor, 1950’li yılların Paris’indeki eşcinsel yaşama dair de çok şey söylüyor.
 
Bir diğer önerim ise Domenico Starnone’nin Bağlar’ı. Kitapla ilgili Murat Şevki Çoban K24’teki yazısında şöyle demişti: “Bağlar, muazzam bir roman. Domenico Starnone zamanın akışını, hayatın ve zamane siyasetlerinin tekrar tekrar çalkalanışını iğneyle kuyu kazar gibi irdeliyor…”  Bu yıl tek bir roman okuyacaksanız, o Bağlar olsun, diye bitiyordu Murat’ın yazısı. Haksız da sayılmaz. Aileye, yalanlara, kopuşlara, bir araya gelişlere dair yazılmış en etkileyici romanlardan biri Bağlar. Kitabı okuduktan sonra söz konusu yazıya da mutlaka göz atmanızı öneririm.
 
Sanem Sirer’in Kıraathane İstanbul Edebiyat Evi’ndeki “2019 Okumaları” başlıklı konuşmasında da söz ettiği Su Kürü geçen ay sevgili Begüm Kovulmaz’ın çevirisiyle Türkçede yayımlandı. Ben kitaba henüz başlayabildim ama okuyan arkadaşlarımdan da duyduğum kadarıyla bu yıl hakkında en çok konuşacağımız kitaplardan biri olacak. Kitap yaz okumaları için ne kadar uygun emin olamıyorum ama yaz okuması olarak sarmazsa sonbaharda bir şans daha verebilirsiniz kitabı edindikten sonra. Mutlaka okunması gerekenler listelerine çoktan girdi çünkü kitap göz atmakta fayda var.
 
Son önerim ise tam bir yaz kitabı olduğuna okuyan herkesin katılabileceği Adınla Çağır Beni. André Aciman’ın 2017 yılında sinemaya da uyarlanmasıyla dikkat çeken kitabı çok okundu, hem filmin hem kitabın üzerine çok yazıldı. Hatta ben de K24’te şöyle bir kritik yazmıştım, kitap ve film karşılaştırmalı. Filmin üzerinden de yeterli zaman geçtiğine göre, henüz okumadıysanız bu yaz kitabını okuyarak, kendinize edebi anlamda keyifli zamanlar armağan edebilirsiniz.

Sosyal medyayı sallayan
Met Gala ve Camp temasını Susan Sontag ile okumak

queer feminist kitaplar

 Şu ara okurken çok keyif aldığım üç yazıyı da paylaşmak istiyorum. Bunlardan ilki Eda Çakmak’ın Manifold’daki Stilize Rüküşlük: Camp Sontag Üzerinden Met Gala isimli yazısı. Eda, her kostümü ayrı ayrı çok konuşulan Met Gala’nın Camp temasını Susan Sontag’ın Nots on Camp makalesi üzerinden okuyor. Yazı galaya dair Türkçede yazılmış en ilginç metinlerden biri hatta belki de konuyu böyle derinlemesine ve farklı bir bakış açısıyla alan tek metin. Bu akıl açan metni de yaz okumalarınızın bir parçası yapabilirsiniz.

İzlenimci delilerden kadın olan ve ressamı hatırlamak

kadın ressam

Diğer iki yazı ise farklı coğrafyalardan, farklı dönemlerden iki kadın ressamı tanımaya yönelik. Bu iki kadın sanatçının ortak özelliği ise tarih sahnesinde hak ettikleri yeri bulamamış ve erkek çağdaşlarının aksine unutulmuş olmaları.
 
Yazılardan ilki 5Harfliler’de Melodi Simson’ın kaleme aldığı İzlenimci “Deli”lerden Kadın Olanı: Berthe Morisot. “1876 yılının baharında Paris’te açılan İkinci İzlenimciler Sergisi’ni gezmiş sivri dilli eleştirmenlerden biri, akımın öncülerini şu şekilde tanımlamış: “Beş ya da altı deli, delilerden birisi de kadın…” Bu eleştirmenin bahsettiği deliler, 19. Yüzyıl Fransa’sında yepyeni bir sanat akımının doğuşuna öncülük etmiş Claude Monet, Edgar Degas, Pierre-Auguste Renoir, Paul Cezanne, Camille Pissarro ve aralarındaki tek kadın olan Berthe Morisot” paragrafıyla açılan yazı diğer izlenimcilere göre adını pek bilmediğimiz, eserlerine o kadar da aşina olmadığımız Berthe Morisot’un hakkını teslim etmeyi amaçlıyor denilebilir.

berthe morisot

Sanat tarihinden neredeyse silinmiş olmasıyla Berthe Morisot’la aynı kaderi taşıyan fakat bunun gerisindeki sebep açısından daha talihsiz olan İvi Stangali. Aralarında Fikret Otyam, Fahrünnisa Sönmez, Leyla Gamsız, Mehmet Pesen ve Osman Oral gibi sanatçıların olduğu 10’lar Grubu’nun kurucularından olan ressam İvi Stangali’nin kaderini belirleyen şey sadece kadın olması değil aynı zamanda Türkiye’de yaşayan bir Rum olması da belirliyor. Türkiye ve Yunanistan’ın Kıbrıs meselesi konusunda restleşmesi sonucu Türkiye misilleme olarak İstanbul’da yaşayan, Türk vatandaşı olmayan Rumların oturma izinlerini yenilemez ve üçüncü nesil bir İstanbullu olan İvi Stangali de birçok Rum ile birlikte Ekim 1964 tarihinde Türkiye’yi terk etmek zorunda kalır. Sula Bozis ve Seza Sinanlar Uslu’nun hazırladığı Aynur Gürlemez Arı’nın K24 için değerlendirdiği kitabın adı ise İvi Stangali/ Ressamı Hatırlamak. Hem kitabın tanıtım yazısı hem de kitabın kendisi tam olarak bunu amaçlıyor, unutulmuş bir ressamı hatırlamayı.