Bülten

Epik ne okuyor? .onüç

feminizm-kitap-onerileri

Yeni sezon yoğunluğu sebebiyle önermeyi planladığım kitabı bitirmem zaman aldı. Ne yalan söyleyeyim araya başka kitap önerisi almayı da içim el vermediğinden bekledim. Önereceğim kitabın araya giren işler olmasa elimden bırakmadan okumak isteyeceğim bir kitap olduğunu da not düşeyim.

Öncesinde neydi bu “işler” diye bir özet geçmek isterim. Kıraathane Kitapları’ndan çıkan Gönüllü Yalnızlık bu işlerden biriydi örneğin. Kitabın son okumasını yapmak, çok sevdiğim birini yitirmem ve ardından yas süreciyle birleşince düşünce yığınlarıyla baş etmeye çalıştığım bir döneme dönüştü. Hayatımın ritminin doğal olarak yavaşladığı, benim de buna ihtiyaç duyduğum bu dönemde Gönüllü Yalnızlık’ı okuduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Umarım okurunu bulacak bir kitap olur. Kitaptan tadımlık bir bölüm için tık

Bültene abone olan birçok kişi artık öğrenmiştir ama Sibel Oral ve Murat Şevki Çoban ile birlikte çok severek, büyük heyecanla sürdürdüğümüz K24 editörlük hayatımızın Ekim ayı sonu itibariyle sonuna geldiğimizi bir de buradan söylemiş olayım. Önümüzdeki dönemlerde bu ayrılığın en azından bülteni daha az aralıklarla hazırlamama vesile olmasını umuyorum. 

Karanlık Odada

susan faludi-karanlık oda

Yukarıda sözünü ettiğim bitirmesi uzun sürse de her satırından bir şeyler öğrendiğim kitap Karanlık Odada‘ydı. Susan Faludi’nin 2017 Pulitzer Biyografi veya Otobiyografi Ödülü finalisti olmasını sağlayan kitabın Türkçeye çevrilmesi hem de bunun çok yeni bir yayınevinin (Kaplumbaa Kitap) ilk kitaplarından biri olarak yayınlanmış olmasına çok şaşırdım, çok sevindim. Çok satmayacağından emin olduğun bir kitap basmak anlamına geliyordu çünkü bu. Her ne kadar Faludi ABD’de oldukça tanınmış bir gazeteci olsa da burası için aynı şey söyleyemeyiz. Üstelik anlattığı hikâye 76 yaşında cinsiyet uyum ameliyatı olan babasının hayat hikâyesi.  (Anladığım kadarıyla bu konuda bir sorunu olmadığından Susan, Stefánie’ye baba demeye devametse de ben yazının devamında, Stefánie Faludi’nin ilk mailinin sonunda yazdığı gibi ebeveyni demeye devam edeceğim.)

Kitapta Susan Faludi’nin çok da parlak bir geçmişleri olmayan ebeveyni Stefánie Faludi’nin karakterini değil de cinsiyetini sorguladığı kısımlarda biraz sinirlendiğimi itiraf etmeliyim. Trans kadınları yeterince feminist olmadıkları için eleştirirken “benim de trans arkadaşlarım var, onlara sordum” dediği noktalarda yazarın içsel transfobisini tastikleyip okumaya bu şekilde devam ettim kitabı. Neyse ki gençliğinde de yaşlılığında da çekilmez biri olsa da Stefánie Faludi’nin hayat hikâyesi peşinden gidilmeyecek gibi değildi. Bir roman karakteri olsa bu kadar da olmaz diyeceğimiz bir hayat.

Nazi döneminde Yahudi bir Macar olarak yaşadıkları, bir şekilde hayatta kalmayı başarıp sonu Amerika’da biten uzun bir yolculuk, evliliği, boşanması, Tayland’daki ameliyat süreci ve memleketi Macaristan’a dönüşü… Bütün bu hikayeyi okumak, “cinsiyetin performatifliğini” neden trans kimlikler üzerinden değil toplumsal cinsiyet üzerinden sorgulamamız gerektiğini göstermesi açısından önemli. Konuşmamız ve sorgulamamız gerekenin trans kadınların kadınlığı değil, “bir performans olarak kadınlık ve erkeklik” olduğunu anlamak açısından da.

Ameliyat olduğu haberini kızına “aslında hiçbir zaman olmadığı o sinirli, maço adam rolünü yeterince oynadığını” söylerek iletir Stefánie Faludi. Stefánie Faludi, neden 76 yaşına kadar maço ve sinirli bir erkek rolü oynamak zorunda kalmıştır peki? Bu sorunun cevabını kitapta toplum, aile, savaş ortamı ve din üzerinden okurken tarihi arka plana dair de başka bir yerde kolay kolay bulamayacağımız detaylar da göreceksiniz. Umarım çok fazla kişiye ulaşır bu kitap. Zaman bulabilirsem kitap hakkında uzun bir eleştiri yazısı yazma niyetimi de buraya not düşmüş olayım.

Salt Beyoğlu’nda eleştirel sergi turu

secil epik
fetiş nesneler

İstanbul’da olanlar için minik bir duyuru, olur da o zamana kadar yeni bülten mail kutularınıza düşmemiş olursa diyerek, 30 Kasım’da Salt Beyoğlu’nda gerçekleşeceğimiz Eleştirel Sergi Turu haberini vermek isterim. Vakti olanları Fetiş Nesneler (1974-1988) ve Nesne Kadınlar (1975-1979) serileri odağında Koçak’ın dönemin popüler kültür imgelerinin anıtsal boyutlarda tuvale aktarıldığı resimlerini feminizim bağlamında tartışmaya çalışacağım bu turda görmek beni mutlu eder.
Bu arada sergiyi halihazırda görmüş olanlara Derya Bayraktaroğlu’nun K24’te yayınladığımız yazısını mutlaka okumalarını önereceğim.

Mini-Syllabus: Meraklısına giriş tadında dersler 

mini-syllabus

Sevgili arkadaşım Bike sayesinde keşfettiğim bir siteyi sizinle de paylaşmak için bir süredir sabırsızlanıyordum. Mini Syllabus adı altında herkesin kendi ilgi alanına göre bir şeyler bulabileceği “mini dersler” var Entropy Mag.’de. Maalesef İngilizce tüm içerik ama önerdiği içeriğin bir kısmı Türkçede de var neticede. Queer çizgi romana giriş mi dersiniz, Afrika diasporasında siyahlık, cinsiyet ve cinsellik mi dersiniz, arkadaşlık romanlarıapocalypseSolarpunkdaddy issues artık hangisi ilginizi çekiyorsa çoğu 101 düzeyinde şunu okuyun, bunu izleyin şeklinde hem kurmaca hem kurmaca dışı önerileriyle konuya bir giriş yapmanızı sağlayacak dersler. Şahane fikir, keşke önce ben bulsaydım diyor insan.